İNSÜLİN DİRENCİ NEDİR, BELİRTİLERİ NELERDİR?
- Dr. Yunus Emre Bıkmaz
- 9 Nis 2025
- 9 dakikada okunur
İnsülin direnci; kas, yağ ve karaciğerdeki hücrelerin pankreas tarafından üretilen insüline iyi yanıt veremediği için kan şekeri seviyesinin yükselmesi ile ortaya çıkan metabolik bir bozukluktur. Pankreasın daha fazla insülin üretmesine neden olur. İnsülin direnci; kanser, obezite, tansiyon, diyabet, felç ve karaciğer yağlanması gibi pek çok ciddi hastalığa davetiye çıkarırken, kilo verememenin arkasında yatan önemli sağlık problemleri arasında da yer alır.
İnsülin Direnci Nedir?
İnsülin direnci; kas, yağ ve karaciğer gibi hedef dokuların insüline karşı biyolojik tepkisinin bozulduğu metabolik bir hastalıktır. Bu dokuların insülin hormonuna normal şekilde yanıt verememesi sonucu kan şekerinin kontrol edilemeyerek yükselmesi, insülin direnci olarak bilinen patolojik duruma neden olur. İnsülin direnci, genellikle tüketilen şekerli ve unlu hamur işleri, ekmek, makarna ve pirinç gibi karbonhidratı bol gıdaların beslenme alışkanlığı haline dönüştürülmesiyle gelişir.
İnsülin hormonu kandaki şeker (glukoz) miktarının kontrol edilmesine yardımcı olur. İnsülin direnci meydana geldiğinde vücut hücreleri insüline normal şekilde yanıt veremez. Glikoz hücrelere kolayca giremediğinden kanda birikir. Yaşanan bu süreç insülin direncini ortaya çıkarır ve bu durum da tip-2 diyabet ve karaciğer yağlanması (hepatosteatoz) başta olmak üzere kalp ve beyin gibi hayati organlara da etki ederek kalp krizi ve felç gibi hastalıklara sebebiyet verebilir.
İnsülin direncinin şeker hastalığı yatkınlığına sebep olmasının dışında obezite, adet düzensizliği, kısırlık, kilo vermekte zorlanma, gut hastalığı, yüksek tansiyon, fibrokistik meme hastalığı, kısırlık, yumurtalıklarda kist, kalp krizi, felç, kolesterol yüksekliği, trigliserid yüksekliği ile meme, akciğer, pankreas, prostat, karaciğer ve kolon kanseri gibi birçok ciddi hastalığa zemin hazırlayabilir.
İnsülin direncinin en belirgin semptomu, yemek yedikten ve şekerli bir içecek tükettikten sonra gelen yorgunluk, uyku ve ağırlık hissidir. Bununla birlikte yemek yedikten sonra bile acıkma, çabuk kilo almak veya kilo verme noktasında zorluk, konsantrasyon ve uyku bozukluğu da insülin direnci belirtileri arasında yer alır.
İnsülin Direnci Neden Olur?
Kanda gereğinden fazla şeker bulunması sonucunda insülin hormonunun görevini yerine getirememesine bağlı olarak insülin direnci ortaya çıkar.
Vücutta insülin direncine yol açan faktörler şöyledir:
Bol kalorili, şekerli ve işlenmiş gıdaların tüketimi
Karbonhidrat zengini bir beslenme programı
Hareket azlığı
Obezite
Hipotiroidizm
Akromegali
Cushing sendromu
Genetik faktörler
İnsülin Direnci Belirtileri Nelerdir?
Yemek sonrası gelen ağırlık, yorgunluk ve uyku hissi: En tipik belirtidir.
Yemekten sonra şekerin kontrolsüz olarak düşmeye başlamasıyla el titremesi ve terleme
Mide kazınması
Kilo almanın kontrol edilememesi
Yemek yenmesine rağmen açlık hissi ve sık tatlı yeme isteği
Bel çevresinin giderek genişlemesi
Tansiyonun 130/80 mmHg veya daha yüksek olması
Konsantrasyon güçlüğü
Uyku bozukluğu
“Akantozis Nigrikans” denilen özellikle koltuk altı, kasık, boyun bölgelerinde esmerleşme
Karaciğer yağlanması (Hepatosteatoz)
Kadınlarda adet düzensizlikleri
İnsülin direnci belirtilerini fark eder etmez, mutlaka en kısa zamanda çocuklarda bir çocuk endokrinolojisi, erişkinlerde ise bir erişkin endokrinoloji uzmanına başvurmak gerekir.
İnsülin Direnci Nasıl Teşhis Edilir?
İnsülin direnci tanısı için özel bir test yoktur. Hastanın aile hikâyesi dinlenir, yaşadığı belirtiler dikkate alınır ve buna bağlı olarak ilk olarak açlık kan şekeri ölçümüne gidilebilir. Bunun dışında farklı kan testlerine de başvurulabilir.
İnsülin Direnci Tedavisi Nasıl Yapılır?
İnsülin direnci tedavisinde öncelikli adım yaşam tarzı değişiklikleridir. Tıbbi beslenme tedavisi, egzersiz ve hareketin artırılması, uyku düzeninin sağlanması ve bütün bunların sürdürülebilir olması önemlidir.
İnsülin direncinde tıbbi beslenme tedavisi; bireyin yaşı, cinsiyeti, fiziksel aktivite ve yaşam şekline göre kişiye özgün olarak belirlenmelidir.
A) İnsülin Direncinde Tıbbi Beslenme Tedavisi:
İnsülin direncinde tıbbi beslenme tedavi süreci şu şekilde olmalıdır:
İnsülin direnci diyeti tüm besin ögelerini yeterli ve dengeli bir şekilde içermelidir.
Kısa dönem şok programlar uygulanmamalıdır.
Vücut ağırlığının 6 ayda yaklaşık %5-10’unun azaltılması hedeflenmelidir. Bireyin günlük mevcut kalori alımı hesaplanmalı ve ortalama 400-600 kcal azaltılmalıdır.
Haftalık 0.5-1kg ağırlık kaybı hedeflenmelidir.
Sürdürülebilir, uygulanabilir ve lezzetli bir program hazırlanmalıdır.
İnsülin direnci diyeti 4-6 öğünden oluşmalıdır. Sık aralıklarla beslenme bir sonraki öğünde fazla yemeyi önler.
Günlük protein alımı toplam kalorinin %20-35’ini oluşturmalıdır. Proteinin yeterli miktarda alınması tokluk hissi ve yağsız vücut kitlesinin koruması açısından önemlidir.
Günlük kalorinin %25-35’i de yağlardan alınmalıdır.
Yağda eriyen vitaminlerin (A, D, E, K) emilimi olumsuz etkilenebileceğinden yağ oranı çok azaltılmamalıdır.
Günlük kalorinin %50-65’i ise karbonhidratlardan alınmalıdır.
Basit karbonhidratlar (şeker, vb.) yerine, kompleks karbonhidratlar (tam tahıl ürünleri, baklagiller, vb.) tercih edilmelidir.
B) İnsülin Direncinde İlaç Tedavisi:
Yaşam tarzı değişikliğini uygulayamayan veya yarar görmeyen hastalara bazı ilaçlarla tedavi önerilebilir. Bu ilaçlar, iştah ve hafif kilo kaybı etkisi gösterir.
Metformin; özellikle HbA1c: % 5.7-6.4 arasında (prediyabetik) olan, açlık ve/veya tokluk kan şekeri normal sınırın üzerinde olan, gestasyonel diyabet öyküsü bulunan ve vücut kitle indeksi (BMI) 35’ten büyük hastalarda diyabet gelişme riskini %30 oranında azaltmaktadır.
İnsülin direnci tedavisinde öncelikle bir kan testi yapılarak direnç seviyesi ölçülür. Direncin yüksek olduğu kişilerde 2-3 ay ya da en fazla 6 aylık tedavilerle seviye normale döndürülebilir. İnsülin direnci seviyesi normale döndüğünde de kilo vermenin önündeki engeller ortada kalkmış olur. Dolayısıyla hastaların hızla iştahları kesilir ve kilo verir. Buna ek olarak da kalp hastalığı, kanser tiplerine yatkınlık ve şeker hastalığı da önlenmiş olur.
İnsülin direnci tedavisinde ilaçların da rolü büyüktür. Sağlıklı bir beslenme ve egzersiz programı ile birlikte gerekli ilaçlar kullanıldığı zaman kişi kilo vermeye başlar. İnsülin direncini önleyen ilaçlar şeker tedavisinde de kullanılan ilaçlardır ve 2-3 ay içinde insülin direnci kontrol altına alınıp, seviyesi tamamen normale getirildikten sonra ilaç tedavisi sonlandırılır. Böylece kilo alımı, aşırı yağlanma, damar yağlanmaları, ateroskleroz yani damar sertliği, kalp-damar hastalıkları riskleri, karaciğer yağlanması riski ve özellikle risk altındaki insanlardaki diyabet hastalığına doğru gidişat tamamen engellenmiş olur.
Özellikle şeker hastalığı riski taşıyan hastalarda insülin direnci tespit edilip, doğru tedavi uygulandığında hastalık hiç başlamadan önlenmiş olur. Bu nedenle insülin direnci zamanında tedavi edildiğinde şeker hastalığı riskini ortadan kaldırmak mümkündür.
İnsülin Direnci Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
1. “İnsülin direnci nasıl oluşur?”
Vücuttaki kan şekerinin artması pankreası harekete geçirerek hücrelere daha fazla şeker alabilmek için çok fazla insülin üretmesine neden olur; ancak kas, yağ ve karaciğerdeki hücreler zamanla insüline iyi yanıt veremez hale gelir ve bu durum, kan şekerinin kontrolünü zorlaştırır. Bu tabloya “insülin direnci” denir. Kan şekeri yükseldikçe pankreas strese biner ve hücrelerin tepki vermesini sağlamak için daha fazla insülin salgılar ve sonunda pankreas da işleyişi yürütemez. Buna bağlı olarak da karaciğer ve kaslarda depolanan fazla şeker kilo alımına, prediyabete ve tip-2 diyabete sebebiyet verir.
2. “İnsülin direnci kaç olmalı?”
İnsülin direnci için HbA1c sınır referans değeri 5,7 olarak kabul edilir. HbA1C: 5,7-6,4 aralığında olan değerler prediyabete, daha yüksek değerler ise diyabet tanısı koyulmasına sebep olur.
3. “Kanda açlık insülin değeri normalde kaç olmalı?”
Kanda insülin ölçümünde, açlık insülin seviyesinin 5–15 mIU/L (30–90 pmol/L) arasında olması beklenir. Daha hassas ölçümlerde ise normal açlık insülin düzeyi 12 mIU/L'dan düşük, yani 5–12 mIU/L (30–78 pmol/L) arasında olmalıdır.
4. “İnsülin direnci hangi hastalıklara davetiye çıkarır?”
İnsülin direnci diyabet, kalp hastalıkları, polikistik over sendromu ve metabolik sendrom gibi pek çok önemli hastalığa neden olmaktadır. İnsülin direnci; kanser, obezite, tansiyon, diyabet, felç ve karaciğer yağlanması gibi pek çok ciddi hastalığa davetiye çıkarırken, kilo verememenin arkasında yatan önemli sağlık problemleri arasında da yer alır.
5. “Metabolik sendrom hangi sağlık problemleri ile birlikte seyreder?”
Metabolik sendrom, bazı çok ciddi problemlerle birlikte seyreder:
a. İnsülin direnci
b. Kan insülin yüksekliği
c. Şişmanlık
d. Hipertansiyon
e. Kolesterol yüksekliği
f. Koroner damarlarda tıkanıklık
6. “İnsülin direnci-kilo kısır döngüsü nedir?”
İnsülin direncinin kiloyla ilişkisi tam bir kısır döngü olarak tanımlanmaktadır: “Yağlanma ve kilo artışı = İnsülin direnci = Yağlanma”.
Bu kısır döngüden kurtulmanın kolay bir yolu ise insülin direncinin tam donanımlı bir hastanede ölçtürülmesi ve uzmanlarca kontrol altına alınmasıdır.
7. “Metabolik sendrom Türkiye’de yüzde kaç oranında görülüyor?”
Ülkemizde insülin direncinin neden olduğu metabolik sendrom ile ilgili “Metsar” adı altında bir çalışma yapılmıştır. 4,000 kişinin üstünde bir grup üzerinde yapılan araştırma sonucunda ülkemizde metabolik sendrom oranının %33 olduğu saptanmıştır. Bu çalışma sonucunda asıl önemli olan hadise, metabolik sendrom hastalığı olanların birçoğunun hastalığının farkında olmamasıdır.
Bu çalışmadaki ilginç verilerden bazıları şöyledir:
Türk toplumu %31.3 oranında sigara kullanmaktadır.
Toplumdaki 20 yaş üstü kişilerin %27,6 kadarının şekeri yüksektir, fakat maalesef bu kişiler bunun farkında değildir. Bu kişiler diyabet riski altındadırlar ve bunların insülin direnci tedavisi almaları gereklidir.
Türk kadınlarının %54,8 kadarı şişman ve bu nedenle kalp krizi ve diyabet açısından risk altındadır.
Bu sonuçlar insülin direncinin ne derece önemli ve ilerleyici bir hastalık olduğunu göstermektedir. Ülkemizde insülin direnci ve buna bağlı olarak; şişmanlık, diyabet ve kalp krizleri gün geçtikçe artmaktadır. Bize düşen görev iş işten geçmeden kontrollerimizi yaptırıp önlemleri önceden almaktır.
8. “Bir kişi insülin direnci olup olmadığını kendi kendine nasıl anlayabilir?”
Bir kişi insülin direnci olup olmadığını kendi günlük rutinini sorgulayarak da anlayabilir. Buna göre bireyin kendine sorması gereken sorular şunlardır:
Abur-cubur diye adlandırılan; çerez, cips, patlamış mısır, vb. besinleri tüketiyor muyum?
Tansiyonum 130/80 mmHg üzerine çıkıyor mu?
Düzenli spor veya egzersize rağmen kilo vermemde problem oluyor mu?
Bel kalınlığım fazla mı? Bel çevresinde yağ birikimi var mı?
Ailemde diyabet veya kalp hastası, tansiyon yüksekliği, polikistik over hastası ve şişman bireyler var mı?
Yemek sonra konsantrasyon güçlüğü, dengesizlik ve baş ağrısı yaşıyor muyum?
Kolesterol yüksekliğim var mı?
Ani olarak şeker ve hamur işi yeme ihtiyacım oluyor mu?
Her yemekten sonra yorgunluk ve uyku hali hissediyor muyum?
Açlık kan şekerimde yükseklik tespit edildi mi?
Haftada 2 kereden az mı egzersiz yapıyorum?
Yukarıdaki sorulara verilen “evet” yanıtlarının sayısına göre kişideki insülin direnci riski konusunda değerlendirme yapılmaktadır.
9. “İnsülin direnci diyet listesi nasıl olmalıdır?”
İnsülin direnci tedavisinde doğru ve yeterli beslenme planı, kişinin günlük yaşamı ile uyumlu hale getirilmelidir. Aksi takdirde tedavinin tümüyle kontrolsüz gitmesine neden olabilir. Mümkün olduğu kadar öğünlerde rafine karbonhidrat kısıtlanmalı, yeterli kalori alımı kilo kontrolü hedeflenerek sağlanmalıdır. Beslenmenin şekli ve gıdaların hazırlanması da çok önemlidir. Yemekler yavaş, çok çiğnenerek ve doyma hedeflenmeden yenilmelidir. Pek çok kişi internette insülin direnci diyet listesi ile ilgili aramalar yapmaktadır. Bu liste için öncelikle yaşa göre çocuk endokrinolojisi veya erişkin endokrinoloji uzmanına başvurup; onun yönlendirmesiyle beslenme ve diyet uzmanından yardım almak en doğru davranış olacaktır.
10. “İnsülin direnci tedavisinde hangi ilaçlar kullanılır?”
İnsülin direnci tedavisinde ilaçların da rolü büyüktür. Sağlıklı bir beslenme ve egzersiz programı ile birlikte gerekli ilaçlar kullanıldığı zaman kişi kilo vermeye başlar. Bu nedenle tedavi tümüyle ele alınmalıdır. İnsülin direncini önleyen “Metformin” gibi ilaçlar, tip-2 diyabet tedavisinde de kullanılan ilaçlardır.
11. “İnsülin direncinde nasıl bir egzersiz programı yürütülmeli?”
İnsülin direnci ve diyabet tedavisinde egzersiz ve beslenme ile ilaç tedavisinin zamanlaması oldukça önemlidir. Her hastanın bir sporcu gibi davranmasını beklemek ve onu bu konuda zorlamak doğru değildir. Yeterli düzeyde egzersizi en uygun dönemde yapmaya teşvik etmek gerekir. Komplikasyonlar mutlaka değerlendirildikten sonra egzersiz planlaması yapılmalıdır. Yemeklerden sonraki ilk 30-60 dakika içinde oturma ve çay içme alışkanlığından vazgeçilmelidir. Bu dönemlerde 10-15 dakikalık yürüyüşler ya da sofra toplama gibi hareketler yapılması daha doğrudur.
12. “İnsülin direnci olmamak için bel çevresi ne kadar olmalı?”
İnsülin direncine sahip, metabolik sendrom taşıyan hastaların bel çevreleri önemlidir.
Bel çevresi kadınlarda 80 cm, erkeklerde 94 cm üzerinde olan bireylerde buna ek olarak aşağıdaki kriterlerden en az 2 tanesi mevcut ise “insülin direnci” varlığı kabul edilerek değerlendirme yapılmaktadır:
Açlık kan şekeri yüksekliği (> 100mg/dl)
Kan basıncı yüksekliği (> 130-80 mmHg) veya hipertansiyon tanısı ile anti-hipertansif ilaç kullanımı
Trigliserid yüksekliği (> 150mg/dl) veya HDL-kollesterol (iyi huylu kollesterol) düşüklüğü (kadınlarda < 50mg/dl, erkeklerde < 40mg/dl)
13. “İnsülin direncinde nasıl beslenilmelidir?”
Yüksek insülinin yol açtığı kan şekerinin düşmesine karşı ilk olarak karbonhidrat tüketimi kısıtlanmalıdır. Karbonhidrat alınacaksa eğer eşliğinde bir protein kaynağı olmasına azami özen gösterilmelidir. Örneğin; eğer pilav yenilecekse menüye hemen yoğurt eklenmeli ya da pilav-et birlikte tüketilmelidir. 1 dilim ekmek yenilecekse yanında peynir tüketilebilir. Burada tuza da dikkat etmekte fayda vardır. Mümkün olduğu kadar tuzsuz peynir türleri tercih edilmelidir.
Bol su tüketmekte fayda vardır. Dengenin sağlanmasında su çok önemlidir, çünkü vücut enerji üretimi sırasında en çok suyu kullanmaktadır.
Uzun süreli açlık asla önerilmemektedir, çünkü uzun süre aç kaldıktan sonra yemek yerken ölçüyü yakalamak oldukça zordur. Ayrıca metabolizmayı en çok uyaran ve hızlanmasını sağlayan da yemek yemektir. Bu nedenle öğün atlanmamalı ve ara öğünlere dikkat edilmelidir. Eğer ara öğün yetersiz ise ikinci bir ara öğün oluşturabilir. Ara öğünler düzenlenirken minik uyaranlardan destek alınmalı ve metabolizma hızlandırılmalıdır.
Kaliteli karbonhidratlara menüde yer verilebilir. Aksi takdirde kısır döngü devam edecektir. Mesela hem karbonhidrat, hem protein içeren meyveli yoğurt tüketilebilir. 1 bardak süt ile ince bir dilim kek yenebilir ya da karpuzla birlikte peynir de tuzuna dikkat edilerek tercih edilebilir.
Ara öğünlerde meyve de tercih edilebilir. Meyvelerde fruktoz vardır ve metabolizması glikoza göre biraz daha farklıdır. Bu nedenle çok yoğun meyve tüketimi bir seferde önerilmemektedir. Hiç meyve yememek de doğru değildir. 1 büyük portakal, 2-3 mandalina ya da 1 muz ara öğün olarak tüketilebilir. Eğer diyabetik bir sorun ya da insülin direnci varsa meyvenin şekerini dengelemek adına yanına bir kase yoğurt ya da biraz süt de eklenebilir. Bazen meyvenin yanına 8-10 tane badem veya ceviz içi gibi kuruyemiş de önerilir. Burada da yağ alımı ile emilim desteklenmektedir. Bu şekilde meyvenin glikozu yükseltici etkisinden uzaklaşılmış olur.
14. “İnsülin direnci uyku yapar mı?”
Evet. İnsülin direnci olan kişiler sıklıkla yemek yedikten sonra aşırı yorgun, halsiz ve uykulu hissettiklerinden şikâyet ederler. Örneğin; “sadece iki dilim pizza yedim sonrasını hatırlamıyorum” diyebilirler. Buradaki durum şu şekilde açıklanabilir: İnsülini zaten yüksek olan bir kişi pizzayı yediğinde vücuda karbonhidrat girişiyle insülin salgılanır ve bu salgı tüketilen karbonhidrat arttıkça yükselir. Bu salgı oranı kişiden kişiye değişir; kiminde 1 birim salgılanırken, başka birinde bu oran 5-10 hatta çok daha fazla birim olacak kadar yükselebilir. Bunu engellemek için insülin salgısını önlemek, yani yüksek karbonhidrat alımını azaltmak gerekir. Bu kişiler yemekten birkaç saat sonra şiddetli açlık hissedip, özellikle şeker ve şekerli gıdalar yemek isterler. İnsülin depolatıcı bir molekül olduğu için kanda yükselişiyle birlikte vücutta yağ doku depolanması da artar. Bu kişilerin özellikle bel ve karın çevresinde yaygın olarak kalınlaşma görülür. Böylece kilo alma-insülin direnci arasındaki kısır döngü başlar.
15. “İnsülin direnci dengelendiğinde vücutta ne gibi değişiklikler meydana gelir?”
Hipoglisemi sorunu ortadan kalkar.
Tatlı krizleri, açlık nöbetleri yok olur.
Uyuklamalar, sinirlenmeler, öfkeler, anlamsız, aşırı ve ani tepkiler, uyku bölünmeleri, çarpıntı ve terlemeler tarihe karışır.
Kilo vermek kolaylaşır ve üstelik verilen kilolar geriye de alınmaz.
Kan şekeri yükselmeleri sona erer ve şeker hastası olmanın önüne geçilir.
Kan yağları dengelenir: Trigliserit normale döner, HDL-kollesterol (iyi huylu kollesterol) yükselir, total kollesterol düşer.
Kan basıncının dengelenmesi kolaylaşır.
Karaciğer yağlanması ortadan kalkar.
16. “İnsülin direnci bir hastalık mıdır?”
Evet. İnsülin direnci; yemek sonrası yüksek düzeylerde salgılanan insüline karşı kaslar, yağ dokusu ve karaciğerin insüline az yanıt vermesi ve kan şekerinin kontrol edilememesi sonucu kan şekeri düzeyinin yükselmesine neden olan metabolik bir hastalıktır.








Yorumlar