top of page

ÇOCUKLARDA KALPTE ÜFÜRÜM DUYULMASI NE ANLAMA GELİR?

  • Yazarın fotoğrafı: Dr. Yunus Emre Bıkmaz
    Dr. Yunus Emre Bıkmaz
  • 23 Tem 2024
  • 10 dakikada okunur

Kalbi steteskopla dinlediğimizde, kalp kapakçıklarının kapanma seslerini (S1 ve S2) net olarak "LUB DUP-LUB DUP-LUB DUP.." şeklinde duyarız. Bu seslerin dışında başka bir ses duymamız gerekir. Eğer bu seslerin dışında "üfleme", "ıslık" veya "rüzgar" şeklinde farklı bir ses de duyuyorsak, işte buna "üfürüm" veya "kardiyak üfürüm" diyoruz.

            Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki üfürüm duyulması demek kalp hastalığı manasına gelmez. Derecesi çok yüksek, şiddetli duyulan üfürümler bir kalp hastalığının belirtisi olabilir; ancak duyulan bütün üfürümler her zaman bir kalp hastalığına bağlı değildir. Bebek ve çocuklarda hiçbir kalp rahatsızlığı olmadan da üfürüm duyulabilmektedir ki, sağlam kalpte görülen bu duruma "masum üfürüm" veya "benign ve zararsız kalp üfürümü" denilmektedir. Masum üfürümler bazen her muayenede duyulabilirken, bazen de ateşli hastalıklar esnasında veya kansızlık (anemi) gibi durumlarda belirgin duyulup, bazı muayenelerde dinleyen hekimin dikkatini çekecek şekilde hissedilmeyebilmektedir.

 

            Bazen üfürümün masum olup olmadığı kulakla dinlenerek ayırt edilemez ve ekokardiyografi (EKO) gibi başka tetkiklere ihtiyaç duyulabilir. Burada önemli olan eğer gerçekten gerekiyorsa EKO denilen bu kalp ultrasonunu yaptırmak ve böylelikle her şeyin normal olduğundan kesin emin olmaktır. EKO ses dalgaları ile yapılmakta ve asla bebeğe veya çocuğa zarar verecek bir radyasyon içermemektedir. Böylelikle EKO sayesinde kalbiç için görülmüş ve stetoskopla duyulan bu üfürümün gerçekten de masum olup olmadığı kanıtlanmış olur. Üfürümü duyan doktorun da, ailenin de içi rahat etmiş olur. Sonuçta çok düşük ihtimalle de olsa altta yatan bir kalp rahatsızlığı olabilir ve EKO çekilmezse, bu durum atlanabilir. Önemli olan çok düşük ihtimal de olsa, bir şeyleri atlamamaktır. Zira üfürümden başka ne morarma, ne bayılma, ne yorulma, vb. başka hiçbir belirti veya bulgu olmadan da bir kalp rahatsızlığı olma ihtimali olabilmektedir.

 

            Sanılanın aksine, kalp hastalığı sadece erişkinlerin hastalığı değildir. Bebek ve çocuklarda da kalp hastalığı görülebilmektedir. Çoğunluğu doğuştan (konjenital) olan bu hastalıklar, sadece üfürüm duyulması sayesinde bile yakalanabilmektedir. Bu hastalıklar doğuştan olsa da, üfürüm bebek ilk doğduğu günlerde olmayıp, daha sonradan da, örneğin 15.günden sonra duyulmaya başlanabilir. Bazen bu üfürümler çok düşük şiddette olup, zor fark edilebilir. Bu nedenle dikkatli bir doktor duyduğunu söylerken, bir başka doktor aileye böyle bir üfürümün varlığından hiç bahsetmeyebilir. Daha seyrek olarak doğuştan olmayıp, sonradan ortaya çıkabilen kalp rahatsızlıkları da söz konusu olabilmektedir. Örneğin Beta (streptokok) isimli bir bakteri boğaz enfeksiyonu yaptıktan sonra komplikasyon olarak "kardit" dediğimiz kalp tutulumuna neden olabilir ve o yaşına kadar üfürüm duyulmamış bir çocukta ilk defa yeni ortaya çıkmış bir üfürüm duyulması, bu rahatsızlığın ilk alameti olabilir. Çok nadir birtakım hastalıklar da vardır ki, örneğin Kawasaki hastalığı, aynı şekilde sonradan olan kalp hastalıkları içerisinde sayılabilir.

            Yenidoğan bebeklerde "geçiş üfürümü" dediğimiz masum üfürümlere sık rastlanabilmektedir. Bebek anne karnındayken "fetal dolaşım" denilen farklı bir kalp dolaşımı sözkonusudur. Bu farklı kan dolaşımına müsaade edebilmesi için, bebeklerde birtakım kapıların açık olması gerekmektedir. Anne karnındayken açık olan bu kapılar, doğumdan sonra bebeğin ilk nefesini alması ve akciğerlerin devreye girmesi ile birlikte işlevini yitirir ve kapanmaya başlar. İşte bu kapılar kapanıncaya kadar olan, herhangi bir doğuştan kalp hastalığına işaret etmeyen bu masum üfürüme "geçiş üfürümü" diyoruz. Üfürüm duyulan bir yenidoğan bebekte tabii ki doğuştan kalp hastalığı olabilme ihtimali çok düşük ihtimal de olsa olabilir. İşte bu yüzden eğer gerekiyorsa EKO çekilmektedir. Bu sonuçta hiçbir zararı olmayan, tam olarak işin aslını anlamamıza yarayan bir nevi tetkiktir. EKO istendi diye aileler asla korkmamalı, panik olmamalıdır. Zira çok büyük olasılıkla her şey normal çıkacak, EKO sonucunun normal olduğu, bebeğin kalbinde hiçbir sorun olmadığı, bu üfürümün masum olduğu ve ileride kendiliğinden kaybolacağı aileye söylenecektir. Önemli olan nasıl olsa masumdur, bebeğin morarması yok, gayet sağlıklı görünüyor deyip EKO çektirmekten imtina etmemektir. Evet belki çok düşük ihtimal ama EKO çekilsin ki doğuştan bir kalp rahatsızlığı olmadığı kanıtlansın ve herkesin içi rahat etsin.

 

            Bebek anne karnındayken, gebeliğin ilk üç ayın kalbin gelişimini tamamlanmış olur. Gebelik ultrason takiplerinde anneyi takip eden kadın hastalıkları ve doğum uzmanları bebeğin kalp atışlarını aileye dinletir ve her şey yolunda gözükebilir. Ancak gebeliğin ilk 3 ayındaki bu kalp gelişimi sırasında oluşabilecek birtakım sorunlar, annenin kullanmış olduğu birtakım ilaçlar, birtakım genetik veya ailesel nedenler ya da akraba evliliği mevcudiyeti, bebeğin kalbinin normal bir şekilde gelişmesini engelleyebilir, kalbin odacıkları arasında delik oluşmasına, kalbe giren veya kalpten çıkan damarlarda veya kalp kapakçıklarında darlıklara veya yetersizliklere neden olabilir. Bazen kalp odacıklarının oluşumunda ve damar bağlantılarında çok daha karmaşık bozukluklar da birarada görülebilir. Bütün bu anormalliklerin hepsi özel bir sendromun belirtisi olarak da ortaya çıkabilir. İşte bebeğin kalbinin ta en başından, daha anne karnındayken ve gebeliğin ilk 3 ayındayken normalden farklı gelişmesinden kaynaklanan ve netice itibariyle doğuştan itibaren olan bu hastalıklara, genel kategori ismiyle "doğuştan (konjenital) kalp hastalıkları" denilir. Doğuştan olan bu rahatsızlıkların büyük bir kısmı ilk 1 sene (dikkat edin gün, hafta veya ay demiyoruz) içerisinde belirti verirken, bazen de rahatsızlık dğuştan beri olsa da, belirtileri yıllar sonra ortaya çıkabilir. Sonuçta doğuştan kalp hastalığı tek bir çeşit hastalık değildir ki herkeste aynı şekilde, aynı zamanda ortaya çıksın. Birçok çeşidi olan hastalıklar topluluğundan bahsediyoruz. Ayrıca hiçbir belirti olmadan, sadece üfürüm duyulması bile tek bir haberci olabilmektedir.

           

            Peki doğuştan kalp hastalıkları niye olur? Bu sorunun cevabı %90 yanıtlanamamakta, vakaların sadece %10'unda kesin neden ortaya konulabilmektedir. Çocuğun genlerindeki birtakım bozukluklar (örneğin halk arasında Mongol hastalığı diye bilinen Down sendromu mevcudiyeti gibi) veya bazı dış kaynaklı (çevresel) faktörler (örneğin annenin gebeliğin ilk 3 ayında kullandığı birtakım ilaçlar gibi) bebeğin kalbinde bu rahatsızlıkları tetikleyebilmektedir. Diğer bilinen çevresel riskler arasında annede şeker hastalığı (diabetes mellitus) veya romatizma olması, annenin gebeliği esnasında bir enfeksiyon (örneğin kızamıkçık-Rubella gibi) geçirmesi sayılabilir. Genetik bozukluklar aile içinde kalıtımsal olarak görülebileceği gibi, bebeğin ne anne-babasında, ne de hiçbir akrabasında hiçbir genetik problem olmayıp, ilk defa sadece bebekte de ortaya çıkabilmektedir. Örneğin 35 yaşından sonraki gebelerin çocuklarında Down sendromu ihtimali çok yükselmekte, bu nedenle eğer 2'li, 3'lü veya 4'lü testlerde yüksek risk saptanması durumunda gerekirse gebeye amniosentez işlemi yapılarak bebeğin kromozomlarının normal olup olmadığına bakılmaktadır.

 

            Üfürüm nedeni ile bebeklerine veya çocuklarına EKO çekilmesi istenmiş ailelerin şunu bilmesinde yarar var: Çocuğunuzda doğuştan bir kalp hastalığı çıkma ihtimali %1. Ancak %99 ihtimalle her şey normal çıkacak diye de EKO çektirmemek olmaz. Gerekiyorsa, lüzum hasıl olduysa tabii ki çekilecek. Böylelikle bir şey varsa atlanmamış olacak, önemli olan da bu. %99 ihtimalle tabii ki bir şey çıkmayacak, zaten bunu baştan söylüyoruz. Aile niye üfürüm duydu, üfürüm de neymiş, niye EKO istedi veya EKO çektirdik hiçbir şey çıkmadı, o halde boşa çektirdik, boşa para verdik diye doktoru asla suçlamamalıdır. Sonuçta %1 ihtimal de olsa bir şey, bu eğer başınıza gelirse %100 olmuyor mu? Zira çocuğun sağlığı ile kumar oynanmaz ve EKO isteyen doktorun bu işten hiçbir kazancı yok.

 

            Bu risk genel itibariyle %1 olsa da, çeşitli genetik veya çevresel faktörlerin mevcudiyetinde bu rakam oynayabilmektedir. Örneğin ailede, sülalede doğuştan kalp hastalığı bulunan kişiler varsa risk artmaktadır. Anne-baba arasında 1.derece akraba evliliği varsa (teyze çocukları veya hala-dayı çocukları olmaları gibi), bu risk yine artmaktadır. Ancak ailenin yaşlı bireylerinde veya sigara içen kişilerde görülen koroner (kalbin kendi kasını besleyen damarlara ait) kalp hastalıkları, bebekte doğuştan kalp hastalığı olma riskini kesinlikle artırmaz.

            Doğuştan (konjenital) kalp hastalıkları, adı üzerinde bebek doğduğundan beri vardır. Ancak bir bebekte bir hastalık olması ayrı bir şeydir, belirti vermesi ayrı bir şeydir. Bebek doğuştan kalp hastası olabilir, ancak hiçbir belirti vermeyip sinsi seyredebilir. Sadece ama sadece bir üfürüm duyulması tek bir şüphe olabilmektedir. Doğuştan kalp hastalığının cinsi ve derecesi (hastalığın ciddiyeti) burada önemlidir. Doğuştan kalp rahatsızlığının bir cinsi morarma yapıp üfürüm yapmazken, bir diğer cinsi üfürüm yapıp morarma yapabilir. Bazen de ne morarma, ne de üfürüm, hiçbir belirti vermeyebilir. Tıpta hiçbir zaman 2x2=4 değildir. Bulgular farklı zamanlarda ortaya çıkabilir. Genellikle ilk 1 sene içinde bir belirti vermesi beklenlir; ancak yıllar boyunca hiçbir belirti vermeden de sinsi seyredebilir. Yani doğuştan olan bu kalp hastalığı bebeklik dönemini pas geçip, çocukluk çağında da ilk belirtisini gösterebilir.

 

            Tabii muayene eden doktorun dikkatli olması, bebek veya çocuğun aslında bir ayna gibi gösterdiği bu belirti ve bulguları gözden kaçırmaması ve gerekiyorsa şüphelenmesi gerekmektedir. Zira karşısındaki 30-35 yaşında değil ki derdini anlatabilsin, göğsünün ağrıdığını, nefesinin daraldığını veya çabuk yorulduğunu izah edebilsin. "Takipne" dediğimiz bir bebeğin yaşına göre normalden daha sık nefes alması veya "dispne" dediğimiz nefes alırken zorlanması aslında birer işaret olabilir. Ancak hiçbir sağlık sorunu olmadan da bebeklerin burnu sık sık tıkanabilir ve buna bağlı hırıltı sesi çıkarabilir, emerken genzine süt kaçabilir, sık sık hıçkırabilir ve hapşurabilir, arada bir içini çekebilir, ağlarken çenesi titreyebilir, ilk 3 ayda kollarında sıçrama tarzı hareketler yapabilir, elleri, ayakları, çenesi ve burnu soğuk olup, tırnakları mor görülebilir, üstü çıplakken kollarında ve bacaklarında mozaik desenli bir görüntü ortaya çıkabilir ve bunların hepsi aslında normaldir; bunları kastetmiyoruz. Bebekler emerken efor sarfederler ve genelde kafaları bu sırada terleyebilir. Bebekler, erişkinlere nazaran daha kolay terlerler. Hele bir de aileler geleneklerimizdeki sıcak tutma alışkanlığından dolayı odayı sıcak tutup, bebeğin üstünü başını kalın giydirip çok örttükleri zaman terlememeleri imkansızdır. Bebek uykudan uyandığında bile kafası, elleri ve ayakları soğuk soğuk terlemiş bir şekilde kalkabilir. Bunlar da bir kalp hastalığına işaret etmez. Ancak bir bebek annesini emerken çok zorlanıyor ve çabucak yoruluyorsa, emerken veya ağlarken ağız çevresinde ve dilinde morarma ortaya çıkıyorsa veya zaten halihazırda emmezken veya ağlamazken de bu yerlerde morluk varsa, bebek anneyi güzel emdiği halde bir türlü alması gereken kiloları alamıyorsa veya bebek sık alt solunum yolu enfeksiyonu (zatürree veya bronşiolit gibi) geçiriyorsa, işte o bebekte kuşkulanmak yersiz olmaz. Bu bulguların hepsi bir arada olacak diye bir şey yok. Dikkatli bir ebeveyn veya doktor bu belirtilerden kuşkulanırken, tam tersi de sözkonusu olabilmektedir. 

 

            Bebeklerde görülmeyip, daha ziyade büyük çocuklarda olan bulgular arasında ise "senkop" dediğimiz bayılma, derin nefes almakla, öksürmekle veya ağrıyan bölgeye bastırmakla ilişkisiz bir şekilde olan göğüs ağrısı, çarpıntı (çocuğun kalbinin pıtır pıtır attığını, içinden bir şeylerin kaydığını veya göğsün ortasına bir şeylerin oturduğunu hissetmesi) ve yaşıtlarına göre çok daha çabuk yorulma sayılabilir.

 

            Bazı bebeklerde veya çocuklarda ise bu belirtilerin bir tanesi bile olmaksızın sadece bebeğin kalbinde üfürüm duyulabilmektedir. İşte doktorun duyduğu bu üfürüm nedeniyle de o bebekte veya çocukta kalp hastalığı olup olmadığı araştırılır.

 

            Bebek veya çocuklarda görülen doğuştan olan veya sonradan kazanılan kalp hastalıklarının doğru tanısı ve zamanında tedavisi çok önemlidir. Zira erken tanı hayat kurtarıcıyken, geç tanı maalesef bebeğin veya çocuğun "in-operabl" (kısaca in-op) denilen ameliyatın artık imkansız olduğu duruma ilerlemiş olmasına yol açabilir. Tanı için en sık kullanılan yöntem ekokardiyografidir.

 

            Ekokardiyografi (EKO), ultrason (ses) dalgaları kullanarak kalbin yapısını ve fonksiyonlarını gösteren bir yöntemdir, bir nevi tetkiktir. Asla radyasyon yaymaz. Biz stetoskopla kalbin içini görmüyoruz, sadece şüpheleniyoruz; EKO sayesinde kalbin içini görüp varsa bir anormallik kesin tanısını koymuş oluyoruz, anormal bir durum yoksa da şüphelenmenin yersiz olduğu, her şeyin yolunda olduğu ortaya çıkmış oluyor. Şüphelenilen durumlarda genellikle çocuğu takip eden çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanları tarafından istenen EKO, çocuk kardiyolojisi uzmanları tarafından gerçekleştirilmektedir.

 

             Fetal ekokardiyografi (fetal EKO) ise riskli gebelerin bebeklerine yapılan kalp incelemesidir. Bu tetkiki, gerek gördüğü durumlarda gebelerin takibini yapan kadın hastalıkları ve doğum uzmanları ister ve yine çocuk kardiyolojisi uzmanları tarafından gerçekleştirilir. Bu yöntem sayesinde henüz doğmamış bir bebeğin daha 19-20 gebelik haftasında iken bile doğuştan kalp hastalığına sahip olup olmadığı ortaya konulabilmektedir.


            Telekardiyogram (TELE), kalbin büyüklüğünü, şeklini, akciğer damarlarını göstererek alttaki kalp hastalığı hakkında kabaca bilgi veren bir röntgen tetkikidir. Akciğer filminin biraz daha koyu çekilmiş bir formudur. Düşük dozda X-ışını (radyasyon) içermektedir.

 

            Efor (egzersiz) testi, koşup terlediği zaman şikayetleri ortaya çıkan çocuklarda bunu ortaya dökebilmek amacıyla yapılabileceği gibi, "aritmi" dediğimiz ritim bozukluklarında, bazı doğuştan kalp hastalıklarının değerlendirilmesinde ve çocuğun egzersiz kapasitesini kendi yaşıtlarıyla karşılaştırmak amacıyla da istenebilmektedir. Asla radyasyon içermez.

 

            Elektrokardiyografi (EKG), kalp ritminin yani kalbin elektriksel aktivitesinin normal olup olmadığını gösteren en basit tetkiktir. Kısa süreli bir ritim kaydıdır. Asla radyasyon içermez.

 

            Holter (24 saatlik Holter monitorizasyon), EKG'nin çok daha uzun bir versiyonudur, yani uzun süreli bir ritm kaydıdır. Holter için walkman benzeri bir cihaz dışarıdan hastaya takılır ve bu sayede hastanın hastaneye yatmasına gerek kalmadan ve günlük işinden gücünden, okulundan mahrum bırakmadan, 24 saat boyunca EKG çekilmiş olmaktadır. Asla radyasyon içermez.

 

            Anjiografi (anjio) veya diğer adıyla kalp kateterizasyonu, hem bir tetkik, hem de bir tedavi yöntemidir. Anjio, EKO'nun bile bilgi vermede yetersiz kalabildiği bazı durumlarda kesin tanı amacı tetkik olarak istenebilmektedir. Aynı zamanda kapalı yöntemle yapılacak kalp ameliyatlarının tekniği olarak da uygulanabilmektedir. Anjio, genellikle kasıktan girilerek yapılmakta ve X-ışını (radyasyon) içermektedir. Ancak bu yöntem sayesinde, birçok hastada açık kalp ameliyatına gerek kalmadan tedavi de mümkün olabilmekte, bu da hastanın hastanede yatış süresini ve oluşabilecek komplikasyonları dramatik bir biçide azaltmaktadır. Anjio sadece kalp spazmı veya krizi geçirmiş ve/veya by-pass olacak yetişkinlere yapılmaz, her yaştaki çocuğa ve hatta gerektiğinde yenidoğan bir bebeğe bile uygulanabilmektedir. Anjio ile kapalı yöntemle tedavisi mümkün olan doğuştan kalp hastalıkları arasında kalp kapakçıklarındaki darlıklar, kalbe giren veya kalpten çıkan damarlardaki darlıklar başta gelir ve bunlar "balon yöntemi" ile genişletilebilir. Bazı kalp delikleri de pantolon söküğüne yama yapar gibi kapatılabilmektedir.

 

            Doğuştan kalp hastalığı saptanan bebek ve çocuklarda gerekli durumlarda önce izlem (takip) kararı verilirken, bazı durumlarda ise izleme almadan, direkt ameliyat kararı çıkmaktadır. Örneğin bazı küçük kalp delikleri takipte kendi kendine kapanabilmektedir; böyle durumlarda mesela 4 yaşına kadar izlem, 4 yaşında mevcut delik halen kapanmadıysa ameliyat kararı alınabilmektedir. Bu ameliyatta genellikle kasıktan anjio ile girilerek, yani kapalı yöntemle, deliğin olduğu yere pantolon söküğüne yama yapar gibi yapılmaktadır. Bazı çok küçük kalp delikleri ise hiç kapanmasa da çok küçük oldukları için ömür boyu ameliyat edilmeden takip edilebilmektedir. Ancak bazı doğuştan kalp hastalıklarında, özellikle bebek veya çocukta morarma da varsa, bebek veya çocuğun hayatını riske sokmamak için acil ameliyat kararı alınabilmektedir. Doğuştan kalp hastalığı tanısı almış çocukların akıbetine karar vermede, genellikle bir konsey toplanmakta ve bu toplantıda çocuk kardiyolojisi uzmanları ile kalp ve damar cerrahisi uzmanları yer almaktadır. Bu konsey toplantısından çıkan sonuca göre hareket edilmektedir. Buna göre ameliyatın gerekip gerekmediğine, eğer gerekiyorsa doğru zamanın ne olduğuna, açık mı yoksa kapalı yöntemle mi yapılacağına karar verilmekte; çok ağır ve teşhisinde geç kalınmış bazı istisnai durumlarda maalesef in-operabl (in-op) kararı alındığı bile olabilmektedir. Bu yüzden erken teşhis hayat kurtarır. Zira söz konusu olan kalptir. Kalp hasta ise erken teşhis ve doğru müdahale edilmediği zaman, hasta kaybedilebilir.

 

            Doğuştan kalp hastalıkları tek bir çeşit olmadığından, her hasta ve her hastalık için farklı bir tutum takınmak gereklidir. Takip ve tedavinin şekline ve zamanlamasına çocuk kardiyolojisi bölümü karar verir veya toplanacak konseyde bu karar alınır. EKO ve anjiodan elde edilen bilgiler, çocuk kardiyolojisi ile kalp ve damar cerrahisi bölümlerinin katıldığı toplantıda tartışılarak konsey kararı alınır. Konsey kararı ameliyatın şeklini ve zamanını belirmeyi amaçlar.

                        Bazı doğuştan kalp hastalıkları, açık veya kapalı hiçbr ameliyata gerek kalmadan kendiliğinden düzelebilir. Bunlar genellikle küçük çaptaki deliklerdir. Ancak ileride nasıl olsa kapanır denmemeli, bu hastaların deliğin kapandığı görülene dek düzenli aralıklarla EKO takiplerine devam edilmelidir.

 

            Doğuştan kalp hastalıklarında ideal ameliyat yaşı diye bir durum söz konusu değildir. Zira her hasta ve her hastalık için farklı bir zamanlama söz konusudur. Sanıldığının aksine her yaştaki ve her kilodaki çocuğa kalp ameliyatı uygulanabilir. Bazı doğuştan kalp hastalıklarında yenidoğan döneminde (hayatın ilk 28 günü) yapılan acil ameliyat hayat kurtarıcı olabilmektedir. Bazı küçük kalp deliklerinde ise kendiliğinden kapanma potansiyeli olduğu bilindiğinden, çok daha uzun süre deliğin kapanması için beklenebilmektedir. Bu bebek ve çocukların ailelerinin yapması gereken mümkün olabildiğince korkmamak ve telaşa kapılmamaktır. Sonuçta canlarından can olan bebek ve çocuklarının kalbi sözkonusu olduğunda elbette soğukkanlı olmak zordur. Bazı aileler, ilk öğrendiklerinde trafik kazası geçirmiş gibi bir ruh haline bürünebilmektedir. Ancak erken tanı ve doğru takip ile gerektiğinde yapılacak ameliyat ile korkulacak hiçbir durum olmaz. Yeter ki aileler, çocuklarını çocuk kardiyolojisi kontrollerine düzenli olarak götürsünler. Takiplere gitmek çok önemlidir. İlk veriler ışığında acil ameliyat değil sadece izlem kararı alınmış bir çocukta, bir sonraki kontrolde değişebilecek yeni veriler ışığında bu sefer acil ameliyat kararı da çıkabilmektedir. Takipten çıkan hastalar için artık her şey çok geç olabilir ve daha önceden var olan bu ameliyat şanslarını, ebeveynlerinin ihmali yüzünden maalesef kaybedebilirler. Zaman her şeyin ilacıdır, ama boşa geçirilmemişse; zira boşa tüketilen zaman ne yazık ki her şeyin sonu olabilmektedir. Aman siz siz olun, kontrollerinizi ihmal etmeyin. Çocuğun hayatı ile kumar oynanmaz.


 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page